Güneş Doğmadan Önceki Alacakaranlık Ne Denir? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul sokaklarında, sabahın erken saatlerinde, güneşin henüz doğmadığı alacakaranlık anında hayatın çeşitliliği daha belirgin hale gelir. Bu zaman diliminde, bir yandan şehrin sakinleri güne başlamak üzereyken, diğer yandan bazıları hala uyumaya devam ediyor, gece vardiyasını tamamlamış olanlar, iş arayanlar veya hayatta kalmaya çalışanlar… Herkesin alacakaranlıkla ilişkisi farklı. Fakat, bu geçiş anı, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında önemli bir mecra oluşturuyor. Güneş doğmadan önceki alacakaranlık ne denir? sorusunu, sokakta, işyerinde ve toplu taşımada gözlemlediğim sahnelerle bağlayarak, bu sürecin toplumsal eşitsizlikleri nasıl yansıttığını incelemek istiyorum.
Alacakaranlık: Geçiş Zamanı ve Toplumsal Cinsiyet
Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, her şeyin bir belirsizlik içinde olduğu, ne tam gece ne de tam gündüz olan bir zaman dilimi gibi. Fakat bu belirsizlik, sadece doğal dünyada değil, toplumsal hayatta da geçerlidir. Özellikle kadınlar için alacakaranlık, çok katmanlı bir anlam taşıyor. İstanbul’daki sabah saatlerinde, özellikle yalnız bir şekilde sokağa çıkan kadınlar, bu geçiş anını bir tehdit, bir kaygı alanı olarak hissedebiliyorlar. Sabaha karşı toplu taşıma araçları genellikle kalabalık olurken, kadınların bu kalabalık içinde güvenli hissedip hissetmedikleri, alacakaranlıkta yüzleşmek zorunda kaldıkları toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bir göstergesi.
Kadınların sabahın erken saatlerinde yolda karşılaştıkları cinsiyetçi söylemler, tacizler veya onlara yönelik dikkatsizlik, bir toplumun adalet anlayışını yansıtan önemli bir veri noktası. Yani, alacakaranlık sadece fiziksel bir geçiş anı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyetin gölgelerinin de barındığı bir geçiştir.
Çeşitlilik ve Alacakaranlık: Toplumsal Grupların Farklı Deneyimleri
Farklı toplumsal grupların alacakaranlıkla ilişkisi, farklı şekillerde şekillenir. İstanbul’da sabahın erken saatlerinde çalışan, çoğunluğunu düşük gelirli işlerin oluşturduğu topluluklar için alacakaranlık, çok daha fazla anlam taşıyor. Özellikle göçmen işçiler veya düşük ücretli işlerde çalışanlar, güneş doğmadan önceki bu alacakaranlık zamanında, iş yerlerine ulaşmaya çalışırken adeta görünmez oluyorlar. Kadınlar ve LGBTQ+ bireyler için bu deneyim, farklı bir boyut kazanıyor.
Özellikle farklı kimlikler ve etnik kökenlere sahip bireyler için, alacakaranlık anı, daha fazla kaygı ve belirsizlik taşıyor. Bir sabah, Kadıköy’de metrobüste yan yana oturduğum bir kadın, başörtüsüyle ilgili çeşitli tepkiler aldığını, alacakaranlıkta işine giderken daha fazla dikkat çektiğini söyledi. Bu, bir anlamda alacakaranlıkta toplumun “görünmeyen” kısmı olma hissiyatını derinleştiriyor. Bir yandan “gün ışığının” gelmesini beklerken, diğer yandan kimlikleriyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Çeşitliliği tam anlamıyla kabul eden bir toplum, belki de bu kaygıları ortadan kaldırabilecek en önemli adım olacaktır.
Sosyal Adalet ve Alacakaranlık: Herkesin Eşit Bir Başlangıcı Olmalı
Sosyal adaletin, en temel anlamıyla herkesin eşit fırsatlar ve haklarla başlangıç yapabilmesi gerektiği fikrinden yola çıkarak, güneş doğmadan önceki alacakaranlık zamanının toplumsal eşitsizlikleri nasıl daha fazla gözler önüne serdiğini görmek mümkün. Alacakaranlık, birçok açıdan sadece fiziksel bir geçiş değil, aynı zamanda sosyal bir sınavdır. Kimleri için bu zaman, işine başlama saati ya da gece vardiyasını bitirme anıdır; kimileri içinse bir belirsizlik zamanıdır. Ancak, bu geçiş süreci, aslında toplumun büyük bir kesiminin hakkını alacak şekilde düzenlenmediğinde, kaygı ve güvensizlikle dolu bir hale dönüşür.
Sabah saatlerinde toplu taşıma araçlarında, kimi zaman gergin bir sessizlik içinde, bazen de birbirine bağırarak, herkes bu geçiş zamanını farklı şekilde deneyimliyor. Bir işçi için, bu alacakaranlık zamanında iş bulmak ya da işine gitmek, birer hayatta kalma stratejisi haline gelebiliyor. Toplumsal cinsiyetin, etnik kimliklerin ve ekonomik durumun etkisiyle, bir insanın bu alacakaranlık zamanındaki deneyimi değişiyor. Bir kadın için, sabahın erken saatlerinde toplu taşıma araçlarına binmek, bir erkek için aynı deneyimden çok daha farklı olabilir.
Sonuç: Alacakaranlık ve Toplumsal Eşitsizlik
Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, sadece bir zaman dilimi değil, toplumsal yapımızın ve eşitsizliklerin yansımasıdır. Herkesin bu alacakaranlık anını aynı şekilde deneyimlemediği bir gerçek. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bu geçiş anlarında daha net bir şekilde hissediliyor. Bir toplumun, bu tür geçiş zamanlarına ne kadar duyarlı olduğu, o toplumun adalet anlayışını da gözler önüne seriyor.
Alacakaranlık, bir anlamda herkesin eşit bir başlangıç yapmadığı bir dünyada, daha fazla kaygı ve belirsizlik taşıyan bir anı simgeliyor. Ancak, bu durumu değiştirmek, eşitlikçi bir toplum yaratmak bizim elimizde. Gelecekte, bu geçiş anlarının daha adil, güvenli ve kapsayıcı olmasını umarak, alacakaranlık zamanını hep birlikte daha parlak hale getirebiliriz.